Neden Yeteri Kadar Tahlil Yapmıyoruz ?

Çok iddialı bir söz oldu öyle değil mi ?

Beni yargılamadan önce söyleyeceklerimi bir dinleyin. Bana hak vereceksiniz.


Hayatım boyunca çok fazla hastalanan birisi değildim dolayısı ile hastanelere de çok fazla gitmedim. Sağlık sorunlarım 20’li yaşlarımın başında ortaya çıkınca ve artık dayanılmaz bir duruma gelince yardım alabilme umudu ile kendimi hastane koridorlarında buldum.

Burada şunu anlamanızı istiyorum, normal bir hasta değildim. Oldukça fazla ve şiddetli semptomlarım vardı. Sürekli enfeksiyonlar yaşıyor, kafamda bu görselde görebileceğiniz gibi sivilceler çıkıyor, günde 30-40 kere hapşırıyor, kendimi çok yorgun hissediyor, sürekli uyumak istiyordum.

Gün içerisinde defalarca kramplara maruz kalıyor ve dolayısı ile kaslarımda uzun süreli ağrılar hissediyordum.

Zaman zaman nefes darlığı ve baş dönmeleri yaşıyor ayrıca ciddi bir cinsel isteksizlik de duyuyordum.

Birkaç ay içerisinde koltuk altımda HS yüzünden yumurta büyüklüğünde şişlikler oluşmaya ve de uzun süreli ishallere maruz kalmaya başlamıştım.

Anlayacağınız oldukça zor durumdaydım ve yardıma muhtaçtım.

Yine de bu dönemlerde sağlık sektörüne ve doktorlara karşı yüksek bir güvenim ve umudum vardı. Bu yüzden birinin beni iyileştireceği umudu ile doktor-doktor geziyordum.

Bölüm 1 :

Hastalıklarım genellikle cilt problemleri olduğu için ilk olarak dermatoloji bölümüne gittim. Doktora yaşadığım sıkıntıları düzgün bir şekilde anlattım. Doktor ise beni dinledikten sonra bana şöyle bir baktı ve sonra benzoxin + ketoral reçete ederek beni gönderdi.

Benim sorunlarım düzelmek yerine katlanarak artınca ben bu süreç içerisinde bir de enfeksiyon doktoruna gittim ama gittiğim enfeksiyon doktoru beni dinlemekten aciz ve yaşadığım süreci “sizin yaşınızda böyle şeyler çok normal” diyerek normalleştirdiği için ben yine hiçbir ilerleme kaydedemeden evime dönmek zorunda kaldım.

Sonrasında tekrar dermatolojiye gittim. Bu sefer dermatoloji doktoru iyileşmediğimi görmüş olacak ki bana antibiyotik (doksisiklin+rifampisin) ayrıca bir sürü abidik-gubidik krem şampuan vs reçete etti.

Ama bakın yine çok ilginç bir durum söz konusu tahlil yok.

Yani cidden aklım almıyor. 21. yüzyılda yaşıyoruz, doktorlarımızın ve sağlık sistemimizin bu şekilde koca-karı yöntemleri ile çalışmaması gerektiğine inanıyorum.

Yukarıda anlattığım yöntemlerin eski köy şifacılarından veya kırıkçı çıkıkçı koca-karılardan ne farkı var ?

Neyse efendim ben hikayeme devam ediyorum.

Sonrasında tekrar tekrar alevlenme yaşayınca artık dermatoloji branşından umudumu kesip endokrinolojiye gidebilme umudu ile dahiliyeye gidiyorum.

Bu noktada şehrimdeki en deneyimli doktor olduğunu düşündüğüm hanımefendiden randevu alıyorum. Ve ilk defa bir doktorun bana şu sözleri söylediğini duyuyorum “senin geniş kapsamlı olarak neyin var neyin yok bir bakalım“.

Yukarıda da size bahsettim ya, hastaydım ama umutluydum birilerinin bana yardım edebileceği elimden tutup beni iyileştirebileceğini düşünüyordum.

Neyse efendim tahlil sonuçlarım çıktı tekrar doktora gittim. Doktor hanımefendi bana saymaya başladı,

  • karaciğer değerlerin normal
  • böbrek fonksiyonların düzgün çıkmış
  • şekerin de normal çıkmış
  • triglesirid seviyelerin normal
  • kolesterolun gayet iyi

Birtek TSH’da yükseklik olduğu için ek bir tahlil + ultrason ile Hashimoto hastalığımı da kendisi teşhis edip beni B12 + D vitamini, Antihistamin ve 25mg Tiroid Hormonu ile gönderiyor.

Sonrasında ben uzun bir süre boyunca tekrar ve tekrar bu doktora geliyorum. (Neden, çünkü en azından tahlil yaptığını bende eksik olan bazı şeyleri gördüğünü ve beni iyileştirebilmek için çabaladığını düşünüyorum.)

Ama ne yazık ki ben bu süreç içerisinde alevlenme yaşamaya ve acı çekmeye devam ediyorum. Bu yüzden de internette hastalıklarımı araştırıp kendimi iyileştirebilecek yaklaşımlar bulmaya çalışıyorum. Bunları buldukça doktorumla da paylaşıyorum tabii ki, ama aldığım cevaplar pek hoş olmuyor.

Örneğin 2. ziyaretimde doktoruma çinkodan bahsediyorum çünkü literatürde iki araştırma görüyorum ki çinko takviyesi ile hastalıklarını iyileştirebilmişler. Bende bir umut belki bende denersem işe yarar diye umut ediyorum.

Ama doktorumun bana cevabı malesef biz o tahlilleri burada yapamıyoruz oluyor (yalan söyledi, ama bunu neden yaptı bilmiyorum)

Poliklinikten çıkıyorum ve eczaneye gidiyorum kendime bir çinko alıyorum (olayın ne kadar yanlış olduğunu farkındamısınız, belkide kendimi zehirleyeceğim ama kimse bana yardım etmediği için bunu yapmak zorunda kalıyorum) ve kullanmaya başlıyorum.

Ama bilin bakalım ne oluyor. Ben iyileşmiyorum ve tekrar alevlenme alıyorum.

Sonrasında tekrar hastaneye gidiyorum tekrar geliyorum tekrar alevleniyorum. Bu şekilde uzun bir süre geçiyor. Bu süreç içerisinde fiziki görünümün ciddi anlamda kötüleşmiş, umudumu kaybetmiş bir halde kendimi buluyorum.

Çaresiz ve yanlızım.

Alevlenme aldığımda yatağımda hareketsiz bir şekilde yatıp tavanı izliyor, bazen başımı yastıkla kapatıp hüngür hüngür ağlıyordum.

Aynanın karşısına geçip Mustafa 20 yaşında sen bu hale geldiysen 25 yaşında 30 yaşında ne yapacaksın diye kendime soruyordum.

O halde nasıl insan içine çıkabilir, nasıl evlenebilirdim ki !

Dürüst olmak gerekirse artık intihar etmeyi düşünüyordum.

Bölüm 2

İşte tam böyle karamsar bir dönemimde tekrar hastaneye geliyorum. Başka çarem olmadığı için internette araştırmalar yapıyor ve bu araştırmaların sonucunda elde ettiğim birkaç takviyeyi kullanmak istediğimi doktorum ile paylaşıyorum. Kendisinden birkaç adet tahlil istiyorum ama çok garip cevaplar ile karşılaşıyorum.

Örneğin doktorum şekerimin (120) yüksek olduğunu söyleyip bana yemek yiyip gelip gelmediğimi soruyor.

Ben diyorum ki hayır bu benim açlık şekerim. Zaten şeker konusunda bir sorunum var, hep böyle çıkıyor diyorum.

Doktor anlıyorum diyor.

Peki ek bir tahlil isteyip benim diyabet hastası olup olmadığımı kontrol etmek istiyor mu ?

Ne yazık ki hayır.

Üstelik yaşadıklarım bununla da bitmiyor, ben kendisine diyorum ki hastalığımın tedavisinde kadınlarda antiandrojenler falan kullanılabiliyor belki bende de …….

Sözüm kesiliyor ve “ama sen erkeksin, canım” lafını işitiyorum.

Ben yine de şansımı zorlayıp kendisine durumu anlatmak ve kendisinden bir diyabet tahlili + testosteron tahlili alabilmek için tabiri caizse yalvarıyorum.

Ama doktor her seferinde farklı bir sebep ile bu tahlillere bakmamak için bir sebep üretiyor.

En son kendisine diyorum ki !

Bakın önümüzde 1 aylık bayram tatili var, ben kendimi tanıyorum bu süreç içerisinde kesin bir alevlenme alırım. Bu yüzden ben bu takviyeleri kullanmak istiyorum, biz bu tahlillere şimdi bakalım sonra ben endokrinolojiye de giderim diyorum.

Ama doktorum NUH diyor PEYGAMBER demiyor.

Çaresiz bir şekilde eve geliyorum. Yarından sonraki gün bayram olduğu için yarın endokrinolojiye bir şekilde kaynak yapabilmenin derdine düşmüşken sabah uyanınca ne ile karşılaşıyorum tahmin edin.

GREV !!!

İlginç bir şekilde benim bu olayı yaşadığım gün tam olarak Ekrem Karakaya‘nın öldürüldüğü güne denk geliyor. Ve doktor abilerim/ablalarım haklı olarak tepkilerini koyabilmek için iş bırakma eylemine gidiyorlar.

Benim tahliller mi ? Bilemiyorum sanırım bayram sonuna kaldı.

Aradan birkaç gün geçiyor kurban bayramı başlıyor ve bayramın 1. günü herkesin mutlu mesut akrabaları ve dostları ile tatil yaptıkları günde ben alevlenme alıyorum.

Yazıyı buraya kadar okuduysanız o gün nasıl bir psikolojiye sahip olduğumu da kısmen anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Rica ediyorum biraz empati yapın, benim yerimde olsanız ne düşünür, ne hissederdiniz.

Sizi bilmiyorum ama ben yatağımda yatıp hüngür hüngür ağladım. Sürekli olarak birkaç gün önceki hastane ziyaretimi ve o ziyarette kendisine yalvarmama rağmen tahlil yapmamak konusunda inat eden doktoru düşündüm.

Tüm gün boyunca tavana bakıp kendisine bolca küfür ettim. Çünkü ben böyle olacağını biliyordum, ve bunu kendisine söyledim, alevleneceğim dedim. Ama bu söylediklerim onun zerre umrunda değildi.

Muhtemelen kendisi şu anda ailesi ve akrabaları ile mutlu mesut tatilini yapıyordu. Ve bu düşünce benim canımı o kadar fazla yakıyordu ki tahmin edemezsiniz. Aslında sorun hastalıklarımdan dolayı çektiğim acı değildi, sorun beni kimsenin önemsemiyor olmasıydı.

O gün sağlık sektörüne ve doktorlara karşı duyduğum inancımın büyük kısmını ne yazık ki kaybettim.

Bölüm 3

Kimseden bir yardım alamayınca kendi kendimi iyileştirebilmek için önüme gelen her şeyi denemeye başladım. Ve dürüst olmak gerekirse kullandığım birçok şey fazlası ile işe yaradı. Ama sorun şu ki başlanıçta ne yaptığımı tam olarak bilmiyordum.

Ben doktor değilim, hemşire değilim, hayatımda tıp fakültesinin içine bile girmedim. Bu yüzden tamamen doğaçlama gidiyordum.

Bu süreç içerisinde bazı yanlışlıklar yaptığım ve kendimi hasta ettiğim zamanlar oldu. Hepsi farklı rahatsızlıklardı ama bir tanesi vardı ki, benim için çok özel bir yeri vardı.

Genel olarak aşırı meraklı ve doyumsuz bir insan olduğum için garip takviye kombinasyonları deniyordum. Aslında ilk başlarda yaptığım en büyük hata kullandığım takviyelerde antibakteriyel özellikler olmamasından kaynaklanıyordu. Bu yüzden hastalanabiliyordum.

Genellikle ufak tefek şeyleri pek önemseyen bir insan değilimdir. Kırık parmakla dolaşıp, birşeyim yok geçer üçbeş güne demişliğim bile vardır. Bu yüzden ufak tefek hastalıkları falan hiç önemsem.

Ama bir gün gece boyunca sürekli olarak mide bulantısı ve 3-4 kere kusma yaşadım. Bu durum birkaç gün boyunca geçmedi ve ben birkaç gün sonra çok daha kötü bir hale geldim. Dürüst olmak gerekirse tüm gün boyunca yatıyordum, gün-saat kavramını falan bile hatırlamıyorum.

Böyle olunca annem-babam endişelenip beni doktora götürmüşler tabii ki !

Doktor’a durumumu anlattık ama gittiğim doktor neden olduğunu bir türlü anlamadığım bir şekilde beni Gastro doktoruna gönderdi.

Tahmin edebileceğiniz gibi tahlil yok.

Hani kendimde olsam yahu neden oraya gidiyorum ne alaka falan diyeceğim ama yemin ediyorum konuşacak halim yok. Zombi gibiyim.

Halimi gören babam (bu halde 15 gün beklenmez çünkü) zorla beni gastro doktoruna da götürüyor ama bu sefer orada da bambaşka bir muhabbet dönüyor.

Ve ben en son bir adet mide koruyucu + bir adet PPI ile hastaneden ayrılıyorum.

Tahlil mi ? Tahlil yok. Çünkü sanırım Devlet hastanesindeki doktorların tahlil yaptıklarında maaşları falan azalıyor.

Neyse efendim eve geliyorum ve aralıksız bir şekilde 10 saat uyuyorum. Uyandığımda saat akşam 9 falandı. Tek bir şey istediğimi hatırlıyorum pasta.

Evet bildiğiniz sadece pasta yemek istiyordum.

Sağolsunlar annemle babam gidip alıp geldiler.

Birkaç gün sonra bende iyileşmiştim. Ama o gün canımın neden o kadar fazla pasta istediğini sürekli olarak düşünmeye devam ettim. Çünkü 23 yıllık hayatımda daha önce hiçbir zaman bu kadar şiddetli bir şekilde canım şeker istememişti.

Ve bu araştırmalarımı yaparken mTOR’u ve T hücrelerinin enerji alma şekillerini keşfettim. Bu sayede bağışıklık sistemimi daha iyi anladım ve onu nasıl kontrol edebileceğimi öğrendim.

Ama bunları öğrenmek için bu kadar acı çekmem gerekiyor muydu bilmiyorum.

Bölüm 4

Bu kadar fazla olumsuz deneyim yaşadıktan sonra artık hastaneler ile arama uzun bir mesafe koymaya karar verdim. Günde 40’tan fazla takviye kullanıyordum ama ne böbrek değerlerimi öğreniyor ne de karaciğer değerlerimi kontrol ediyordum.

Dürüst olmak gerekirse birazcık kalbim kırılmıştı.

Hastanelerden ve doktorlardan uzuk bir süreç geçirdim. Bu zaman diliminde bir sürü takviye kullandım ve sabah akşam araştırma yaptım. Hastalıklarımın kök sebeplerine ulaşabilmek istiyordum. Ve yaklaşık 1 yıl boyunca araştırma yaptıktan sonra kendi hastalıklarımın kök sebepleri olarak iki farklı sonucu ulaştım. Bunlar otizm ve gastropareziydi.

Ama gastroparezi biraz ilginç bir durumdan kaynaklanıyordu. Çünkü bundan yıllar önce endoskopimi yapan doktor bana midemin sarkma yaptığını ve mide çıkışımın birazcık eğimli durduğunu söylemişti. O gün bu durumu çok fazla önemsememiştim ama şu anda sahip olduğum bilgiler benim çektiğim bütün acıların sebebinin bu durum olduğunu gösteriyordu.

Bu yüzden her ne kadar istemesemde kendimi tekrar hastane koridorlarında buldum. Amacım oldukça basitti. Doktora gidecek mide sorunlarımdan bahsedecek, daha önceki endoskopimi yapan doktorun bana anlattıklarını doktora anlatacak ve midemdeki sarkmanın derecesini görecektim. Bunun için basit bir görüntüleme yöntemi baryumlu grafi bile yeterliydi.

Tüm bunlar ne kadar zor olabilirdi ki ?

Tahmin ettiğimden daha zormuş.

Doktora mide şeklimi anlatmaya başladığım ilk andan itibaren kendisi bana “oğlum bütün insanların midesinin şekli farklıdır zaten, takma kafana” dedi.

Ben anlatıyorum, doktor herkesinki farklıdır diyor.

Ulan anladık herkesinki farklı ama sen benim midemi görmeden bu kanıya nasıl varabiliyorsun yahu !

Şimdi herkesin boyu da farklı ama biz 1.10cm insana normal diyormuyuz ?

Tabii ki hayır bu yüzden mantıklı olan önce o insanın sorununu görüntülemek değil midir ? Örneğin bu genç kızında midesi sarkma yapmış, sizce bu normal bir mide şekli mi ?

Hani bir tahlil istersiniz, mideyi görüntülersiniz sonra dersiniz ki oğlum senin miden biraz sarkma yapmış ama bu normal sınırlar içerisinde, çok fazla sorun yaratmaz.

Bakın doktor bunu yapsa yemin ediyorum rahatlayacağım. Ama görmeden bir şeyin normal olduğuna karar vermek. Akıl alır gibi değil.

Bir de bunun üstüne bana oğlum, takma böyle şeyleri kafana ye iç keyfine bak demiyor mu ?

Ulan ben zaten yiyip içip keyfime bakamadığım için buraya geliyorum zaten.

Bölüm 5

Hikayeyi hala daha okumaya devam ediyorsanız kötü haberi veriyorum. Yukarıdaki olaydan sonra bir daha hastaneye gitmedim. Bu yüzden hikayenin bir devamı da yok.

Ama makaleyi bitirmeden önce bir özet geçmek ve bu makalenin ana fikirini daha net bir şekilde belirtmek istiyorum. Çünkü bu makaleyi, aaa bakın neler yaşadım, hadi benim için yas tutalım diye yazmadım.

Ben çektim, başka insanlar çekmesin diye yazdım.

Yukarıda tüm yaşadıklarımı/çektiğim acıları detaylı olarak anlattım.

Ve bunların bütün sebebi inanın veya inanmayın yeteri kadar tahlil alamadığım için oldu.

Üstelik sadece ben değil, siz, eşiniz, dostunuz veya çocuklarınız, hatta belki bu makaleyi okuyan doktor abilerim/ablalarım bile benimle aynı kaderi paylaşıyor.

Öyle veya böyle birçok insanın birçok farklı sağlık sorunu var ve bu sorunların hepsi vücudunuzdaki hormonlarda, hücrelerde, sitokinlerde, nörotransmitterlerde, vitaminlerde, minerallerde ve de genetiğinizde saklı. Her zaman söylediğim ve söylemekten sıkılmadığım bir söz vardır

Eğer bir kişi hastaysa vücudundaki bazı belirteçler farklıdır. Bu yüzden bu hasta insanı iyileştirebilmek için öncelikle o biyobelirteçlerin bulunması, sonrasında bu değerlerin neden düşük veya yüksek olduğunun kök sebeplerinin araştırılması ve en sonda o değerleri normal aralıklara getirmek için bir tedavi planının oluşturulması gerekir.

Bugün bu makaleyi okuyan insanların bile birçok sağlık sorunu olduğuna eminim. Ama ne yazık ki bu sorunları çözmek için yeteri kadar çaba sarf etmiyoruz.

Gerçekten soruyorum, bugün bir bağışıklık problemi yaşayıp (TNf-alfa, IL-1beta, IL-6, Treg, IL-10, TGF-beta Th1/Th2 vs.) ölçümlerine bakılan kaç kişi var aramızda.

Veya ailesinde kanser geçmişi olan ve yukarıdaki değerleri kontrol edilen.

Kaçımız Lipoprotein A, Apolipoprotein B gibi kalp krizi riskini ölçmek konusunda çok iyi iş çıkartabilen tahlillere veya Homosistein gibi genel vücut sağlığınızı ölçebilen tahlillere ulaşabiliyoruz.

İnflamasyon veya diyabet sorunları yaşayan kaç insan Adiponektin, Ghrelin, Oksitosin, Kortizol, Seratonin gibi hormon ölçümleri alabiliyor.

Ne yazık ki çoğumuz bunları elde edemiyoruz.

Kendi adıma konuşacak olursam hasta olduğum dönemde gittiğim onlarca doktorun bende bir adet insülin tahliline bakıp, benim diyabet hastası olduğumu anlayamadığı için 1 yıl boyunca acı çektim. (Oldukça trajikomik bir durum öyle değil mi ?)

Bakın size ilginç bazı şeylerden bahsedeyim,

Örneğin eğer genetiğinizde SNP RS 7501331’de bir T varyantınız var ise bu durumda Beta-karoteni dönüştürme yeteneğiniz %32 oranında, eğer iki adet TT’ye sahipseniz %69 oranında daha düşük olabilir.

Bu sizin hayatınız boyunca A vitaminine normal bir insandan daha fazla ihtiyacınız olacağı anlamına gelir. Dolayısı ile bu eksiklik ile yaşamaya devam ederseniz hayatınız boyunca birçok sağlık sorunu yaşayabilirsiniz.

Neyseki bu genetik varyant insanların sadece küçük bir bölümünü (%5 gibi) etkiler.


Başka bir örnek ise SNP RS 2268494‘den verilebilir. Bu gende TT genotipine sahip insanlar artan olumlu sosyal davranışlara sahiptir.

Küresel nüfusun yaklaşık olarak %86’sı TT’ye sahiptir. Bu SNP’de AA varyantını taşıyan insanlar ise partnerlerinin sıkıntılarıyla ilgili daha az empati duydular, iletişimde daha düşük sosyal karşılık verdiler ve partnerlerinin iletişimine katılma ve destek sağlamaya odaklanmayı sürdürme konusunda daha kötü bir performans sergilediler.

Yani kısaca AA genotipi otizm riski ile ilişkili ve dolayısı ile düşük oksitosin seviyeleri veya oksitosin reseptörlerinin etkinliğinin azaldığı bir durumu gösteriyor.

AA genotipi ise toplumda %5 civarında görülüyor. Oldukça az sayıda insan ama eğer biz bunları doğdukları anda fark eder ve kendilerindeki eksiklikleri tamamlarsak o çocuklara bambaşka bir hayat sunabiliriz.

İnsan vücudunda toplamda 80 milyondan fazla SNP var ve her bir SNP belirli hastalık riskleri ile ilişkili. Genetiğinizde yer alan birkaç adet numara günün sonunda sizin ne zaman öleceğinizi, ne zaman hastalanacağınızı, saç renginizin hangi renk olacağını, boyunuzun ne kadar uzayacağını ve sosyal olarak nasıl bir insan olacağınızı belirliyor.

Bu yüzden eğer ki bir hastalığı veya herhangi bir tıbbi durumu tedavi edebilmek istiyorsak öncelikle o insanın genetiğini öğrenmeliyiz.

Bunu yapmadan o insanda gerçekten ne olduğuna dair zerre bir fikrimiz olmaz.

Dolayısı ile siz bir hastalıktan dolayı doktora gittiğinizde doktor size A teşhisini koyar, sonrasında farklı bir doktora gittiğinizde bu sefer B teşhisi alırsınız, sonrasında C, D, E, F diye bu durum devam eder.

Çünkü herkes gördüğü görüntü ve kendi uzmanlık alanı sınırları içerisinde size yardımcı olmak ister ama gerçekte var olan tablo çok daha karmaşıktır.


Sonuç olarak ne kadar çok tahlil yaparsak hastaların sorunlarını çözmek konusunda o kadar ilerleme kaydedebiliriz. Tekrar söylüyorum,

Eğer bir kişi hastaysa vücudundaki bazı belirteçler farklıdır. Bu yüzden bu hasta insanı iyileştirebilmek için öncelikle o biyobelirteçlerin bulunması, sonrasında bu değerlerin neden düşük veya yüksek olduğunun kök sebeplerinin araştırılması ve en sonda o değerleri normal aralıklara getirmek için bir tedavi planının oluşturulması gerekir.

Bunun haricinde yapılacak her şey ne yazık ki sadece koca-karı yöntemi olacaktır.

Mustafa Aydın
Yanlız ve çaresiz olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu dünyada başka hiç bir insanın yanlız ve çaresiz hissetmesini istemiyorum.

Son Makaleler

Sigaranın Zararları (Bilimsel Kanıtları İle)

1920'li yıllardan itibaren bilim adamları ve doktorlar sigarayı çeşitli hastalıklar ile ilişkilendiriyorlar. Araştırmacılar, sigara içmenin kanser , kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kalp hastalığı , IQ'da düşüş , erken yaşlanma ( saç dökülmesi de dahil...

Neden Daha Fazla Doktor Yetiştirmemize Rağmen Daha Çok Hasta Oluyoruz !

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle sağlığın nasıl üretilebileceğinden bahsetmem gerekiyor. Öncelikle konu sağlık veya başka bir şey olsun, iktisadi olarak eğer bir şey...

Neden Hergün 42 Farklı Takviye Kullanıyorum !

Deli değilim ! Mantıklı bir açıklamam var. Hali hazırdaki tıp literatürü beni iyileştirebilmek için yetersiz kaldığında başıma daha kötü ne gelebilir ki diyerek yenilikçi bilimsel...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir