Neden Daha Fazla Doktor Yetiştirmemize Rağmen Daha Çok Hasta Oluyoruz !

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle sağlığın nasıl üretilebileceğinden bahsetmem gerekiyor. Öncelikle konu sağlık veya başka bir şey olsun, iktisadi olarak eğer bir şey üretebilmek istiyorsak üretim faktörleri dediğimiz bir dizi unsura ihtiyacımız var. Bunlar;

  1. Toprak ve Doğal kaynaklar
  2. Sermaye
  3. Emek

gibi 3 ana maddeden oluşur. İktisad kuramında bir şey üretebilmemiz için genel olarak bu 3 faktörün de bulunması gerektiğini kabul ederiz.

Örneğin domates üreteceğimizi varsayalım, bunun için belirli bir miktar sermaye yani paraya, domates yetiştirmek için kullanacağımız bir tarlaya (toprak) ve o tarlayı işleyecek işçilere (emek) ihtiyacımız olacak. Bunları bir araya getirdiğimizde artık domates üretebileceğiz. Yani

Üretim = Sermaye + Emek + Toprak

Peki ya bu üretim olanaklarını artırırsak ne olur ?

Daha fazla sermaye, daha fazla toprak ve daha fazla işçiye sahip olursak.

İşte böyle bir durumda ilk ürettiğimizden çok daha fazla domates üretebiliriz. Bu neredeyse bütün sektörler için gerçerli bir durum. Aynı mantık ile daha fazla un üretebilirsiniz, daha fazla ev veya araba bile üretebilirsiniz. Mantık hep aynı.

Peki ya sağlık üretmek istersek ne olur ? Bunu hiç düşündünüz mü ?

Muhtemelen cevabınız yine üretim faktörlerini artırmak olacaktır. Söz konusu sağlık olduğunda üretim faktörlerimiz birazcık değişiyor,

Emek = Doktor ve hemşireler

Toprak ve Doğal Kaynak = Hastaneler ve bu hastanelerde kullanılan bütün teknik ekipmanlar

Sermaye = Sermaye (Bu madde genellikle değişmiyor)

Peki bu 3 üretim olanağını da artırdığımızda sizce ürettiğimiz sağlık miktarı artıyor mu ?

Bu soruya cevap verebilmek için birazcık istatistiklerden bahsetmem gerekiyor.

Bölüm 1 : Artan Sağlık Olanakları

Çok fazla detaya girmeden direkt olarak TUİK’in bizimle paylaştığı veriler üzerinden (kaynak) açıklayacağım.

Bu istatistiklere göre Türkiye’de

1980 yılında 27.241 hekim bulunurken bu sayı 2016 yılında 144.847’ye çıkmış.

Bu istatistiklere neresinden bakarsanız bakın doktor sayımızın nüfusumuza göre çok daha hızlı bir şekilde arttığı çok net bir gerçek. Tabii ki hala daha bu rakam yeteriz olabilir, ama burada bahsetmek istediğim şey bu değil,

Bahsetmek istediğim bir diğer konu ise hastanelerdeki yatak sayıları bu konuda yapılan bir araştırma (kaynak)

1980 yılında toplam yatak kapasitesi 98.758 iken

2014 yılında toplam yatak kapasitesinin 206836 sayısına ulaştığını gösteriyor.

Bunlar harika bilgiler. Hatta bunlarda yetmezmiş gibi ülkemizin her tarafına birçok şehir hastanesi kuruldu. Şu anda yaşadığım 200bin nüfuslu ufak bir şehirde bile eğitim araştırma hastanesi, özel hastane, doğum hastanesi ve şehir hastanesi gibi birden çok hastane bulunuyor.

Ve tüm bunların haricinde ülkemizin her bir köşesine açılan üniversiteler sayesinde artık eskisinden çok daha fazla genç doktorlar yetiştirebilmemiz ve de bu üniversitelerdeki akademisyenler sayesinde daha çok ilim üretebilmemizi beklememiz lazım.

Çünkü

1980 yılında bu ülkede tam 19 adet tıp fakültesi varken bu sayı 2022 yılında tam 118’e çıkmış. (Kanıt)

Mezun sayısına veya bu fakültelerdeki akademisyenlere falan hiç girmeyeceğim. Çünkü ana fikiri anladınız. Sağlık ile ilgili neredeyse bütün parametrelerde 2x, 5x hatta 10x’e varan yükselmeler yaşamışız.

Oysaki nüfusumuz bu süreç içerisinde ortalama 40 milyondan 80 milyona çıkmış. Yani sadece 2 katlık bir nüfus artışı söz konusu.

Bölüm 2 : GERÇEKLER

Bu kadar fazla sağlık olanaklarının arttığı bir dünyada hastalıkların azalması ve insanların kronik hastalıklara sahip olmaması ve çok daha uzun bir ömür yaşamasını bekliyoruz öyle değil mi ?

Ama istatistikler bize bundan farklı şeyler söylüyor.

Örneğin 2000 yılında Türkiye’de 3 milyon diyabet hastası varken 2014 yılında bu rakamın 7 milyona yükselmiş.

Dünya verilerinden bahsedecek olursak; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 1980 yılında 108 milyon olan diyabetli sayısı 2014’te 422 milyona yükselmiş. Diyabetin küresel nüfusa oranı 1980’lerde yüzde 4,7 iken bu rakam 2014 yılında yüzde 8,5’e çıkmış. (Kanıt)

Yine Türkiyeden bir örnek verecek olursak. Tüik verilerine göre 2022 yılındaki tüm ölümlerin en önemli sebebi %35.4 ile kardiyovasküler hastalıklar olmuş. Yani kabaca bir tabir ile geçen sene Türkiyede ölen her 3 insandan bir tanesi kalp damar rahatsızlıklarından ötürü yaşamını kaybetmiş. (Kanıt)

Konuyu tekrar dünya geneline taşıyacak olursak, dünya genelindeki her 5 kişiden 3’ü inme, kronik solunum yolu hastalıkları, kalp rahatsızlıkları, kanser, obezite ve diyabet gibi kronik iltihaplı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. (Kanıt)

Kısaca sevgili dostlarım her zamankinden çok ama çok daha fazla hasta oluyoruz. Ve ne yazık ki eskisi gibi sadece yaşlı insanlar değil benim gibi genç insanlar bile hasta oluyor. Ve görünen o ki her geçen yıl çok daha kötüye gidiyoruz.

Hastalık beklentilerimiz ile ilgili yapılan çalışmalar bile hepimizin gelecekte çok daha fazla hasta olacağımızı gösteriyor.

Örneğin AA’nın yaptığı bir habere göre 30 yıl içerisindeki kanser oranlarının %50 oranında artması bekleniyormuş. (Kanıt) (Ama bir iyi haber vereyim, kanser oranları artmasına karşın kanserde sağ kalım oranlarında her geçen gün iyiye gidiyoruz, sebebini sonra anlatacağım)

Veya söz konusu otoimmün hastalıklar veya besin alerjileri olduğunda hergeçen gün daha kötüye gidiyoruz. (kanıt)

Bölüm 3 : Bir Şeyler Ters Değil mi ?

Daha fazla doktor yetiştiriyoruz, daha fazla hastane inşa ediyoruz, daha fazla tıp fakültesi kuruyor, daha fazla bilimsel makale yayınlıyor, insanlardan daha fazla tahlil + tetkik istiyoruz ve en önemlisi insanlara daha fazla ilaç reçete ediyoruz. Ama görünen o ki tüm bu yaptıklarımız bazı hastalıkların insidansını azaltmaktansa onları artırıyor gibi gözüküyor.

Peki ama neden ? Neden böyle bir şey oluyor.

Bunun çok fazla sebebi var. Ve suç ASLA tek bir kişiye veya meslek grubuna atfedilmemeli. Uyarımızı da yaptığımıza göre şimdi kendi yaşadıklarımdan da yola çıkarak bu sebepleri sıralamaya başlayabilirim.

Tembel İnsanlar :

Kabul edin veya etmeyin, modern toplum bizi her geçen gün daha tembel bir yaşam tarzına yönlendiriyor. Bu emin olun tahmin ettiğinizden de büyük bir problem.

Aldığımız kaloriyi (enerjiyi) yakmamız gerekir. Eğer ihtiyacımız olandan daha fazla kalori alırsak bu durum obezite, tip 2 diyabet, otoimmün hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, alerjiler, daha düşük zeka, inflamasyon ve kanser gibi bütün hastalıkların sebeplerini oluşturur.

Bununla birlikte egzersiz yapmak kalori dengemizi sağlayabilmek için harika bir yöntemdir ve oldukça etkileyici sağlık faydaları vardır.

Örneğin Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırma tek seferde 40 şınav çekebilen erkeklerin kalp kirizi riskinin %96 daha düşük olduğunu bulmuş [ Kanıt ].

Ne kadar ilginç öyle değil mi ?

Şu anda dünya üzerindeki hiçbir ilaç kalp krizi riskimizi %96 oranında azaltmıyor. Görünen o ki egzersiz bu konuda oldukça başarılı ama bunu bir tedavi seçeneği olarak hastalara önermiyoruz.

Gerçi önersek bile çok büyük bir ihtimalle insanlar günde 40 adet şınav çekmek istemeyeceklerdir.

Çünkü kabul edelim veya etmeyelim hepimiz tembeliz ve bir çok insan bir hap yutup kalp krizi riskimizi %96 azaltabilmeyi umut ediyor.

Alkol Ve Sıgara :

Artık ufacık çocukların bile kronik sıgara içicisi olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Lise hayatını birkaç sene önce deneyimlemiş birisi olarak 22 kişilik sınıftaki sıgara içmeyen 6 kişiden bir tanesi bendim. Kızların bile büyük bölümü sıgara kullanıyordu.

Ama bu insanlar sıgarayı neden içtiklerinin farkında bile değildiler. Sırf kapitalizm size bir şey dayıyor diye onu tüketmek zorunda değilsiniz.

Sıgara içtiğinizde daha erken ölürsünüz [ kanıt , kanıt 2 ], kalp damar hastalıklarına yakalanma olasılığınız ciddi miktarda artar [ kanıt ], kanser riskiniz artar [ kanıt , kanıt 2 ] vs.

Muhtemelen bunları zaten biliyorum, atın ölümü arpadan olsun diye söyleniyor olabilirsiniz.

O zaman size birazcık da şunlardan bahsedeyim.

Sıgara içtiğinizde spermlerinize zarar verirsiniz [ kanıt , kanıt 2 ] ve ileride bir çocuk sahibi olsanız bile muhtemelen o çocuğun kanser, otoimmün hastalık ve otizm gibi hastalıklara yakalanma riskini artırmış olursunuz.

Ama bu da yetmezmiş gibi yapılan bazı çalışmalar sıgara içen insanların daha düşük beyin hacimlerine sahip olduğunu bulmuş [ kanıt ]. (Daha basit bir tabir ile sıgara içiyorsanız beyninizin küçük olma olasılığı daha yüksek gözüküyor)

Bununla birlikte yapılan birçok çalışma sıgara içen insanların IQ seviyelerinin içmeyen insanlara göre daha düşük olduğunu gösteriyor [ kanıt , kanıt 2 , kanıt 3 ].

Ek olarak sıgara içmek sizi daha sinirli bir insan yapar ve her içtiğiniz sıgara sizi sakinleştirip rahatlatmaz tam tersine daha sinirli olursunuz [ kanıt ].

Sıgara çok büyük bir yalandır.

BPA ve Benzerleri :

Bu Allah’ın belası ürün aklınıza gelebilecek her türlü hastalığın sebeplerinden bir tanesi. Bazı plastiklerin üretiminde kullanılan bu ürün, diyabetten tutun, üreme problemleri, kanser ve otizm gibi birçok hastalıkta rol oynuyor. Üstelik bu kahrolası şey sadece sizi değil, çocuklarınızı ve onların çocuklarını bile etkiliyor.

Örneğin fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, ortalama insanlar ile benzer BPA seviyelerine sahip fareler, bozulmuş oksitosin ve vazopressin sinyallerine sahip yavrular ürettiler; bu etki, deney hayvanlarının dördüncü nesline kadar devam etti. (Kanıt)

Dikkat edin ben sadece BPA’dan bahsettim ama BPA gibi henüz bilmediğimiz daha tonlarca kimyassal madde var. Ve birçoğumuz bunları hayatımızın içerisinde kullanıyoruz.

Marketlerde Satılan Hazır Gıdalar :

Bu ürünlerin içerdikleri katkı maddelerini bir kenara bırakacak olursak eğer asıl problem çoğu zaman ürünün içerisinde gerçekten o ürünün olmamasından kaynaklanıyor.

Örneğin hazır bir elma suyu aldığınızı düşünün. Normal şartlarda bu ürünün gerçekten elmadan yapılmasını beklersiniz öyle değil mi ? Ama işte bazı firmalar daha çok para kazanabilmek hırsıyla bu ürünlerini sadece su + şeker + elma aroması’nı karıştırarak piyasaya sürüyor. Bu yüzden siz normalde gerçekten elma suyu tüketseniz ondan almanız gereken birçok faydalı vitamin ve minerali alamıyor bunun yerine elma aromalı şekerli su içmiş oluyorsunuz.

Bu durumdan kaçınmak için marketlerdeki ürünlerin içindekiler kısmını kontrol edin ve bu ürünlerin içeriğinde gerçekten bahsedilen ürün olduğundan emin olduğunuzda alın.

Nispeten Daha Stresli Bir Hayat Yaşıyoruz :

Kabul edin veya etmeyin, günümüzde insanları çok daha hanımevladı yetiştiriyoruz. Ufacık sorunlar karşısında afallıyorlar, hiçbirşey yokken depresyona giriyorlar veya kendi kendilerine travma yaşıyorlar.

Sadece bir düşünün bundan 100 sene önceki atalarımız nasıl yaşıyorlardı. Temiz su, yiyecek, ısınma bunların hepsi problemdi. Eğlence imkanları kısıtlıydı. Ufacık çocuklarını savaşlara göndermek zorundalardı.

Bugün yaşadığımız dünya ile o günkü dünyayı karşılaştırsanıza.

Ama bugün ne yazık ki insanlar sınavdan 99 aldım diye ağladıkları bir duruma geldiler. Gerçekten çok ama çok yazık.

Bununla birlikte stresin insan vücudunda birçok inflamatuar sitokinin salgılanmasını artırabildiği ve insüline direnç oluşturabildiği uzun zamandan beri bilinen bir gerçek.

Yoga ve meditasyon gibi rahatlama teknikleri ise bu durumları tersine çevirebiliyor. [ Kanıt , Kanıt 2 , Kanıt 3 , Kanıt 4 ]

Çok Steril Yaşıyoruz :

Hasta olduğun dönemlerde kafamda bu görselde görebileceğiniz gibi bir sürü sivilceler çıkıyordu. Gittiğim bir dermatolog bana evet o bölgede baketeriyel bir kolonizasyon görüyorum demişti. Tabii bu sözü duran ben dururmuyum…

Aklınıza gelebilecek her türlü temizlik ürününü kremi vs denedim. Hızımı alamayınca kendimi çamaşır suyu iel yıkadım. Baktım işe yaramıyor Klorheksidin Glukonata geçtim. Günde iki kere bunlar ile banyo yapıyor ve yastık kılıflarımı yatak örtülerimi falan değiştiriyordum.

Peki bunca çabanın sonucunda ne olduğunu bilmek istermisiniz ?

Daha fazla hasta oldum.

Şu anda ise hiç böyle bir temizlik takıntım yok. Emin olun yastık kılıfımı ne zaman değiştirdiğimi hatırlamıyorum. 1 ay bile olmuş olabilir. Gittiğim her yerde insanların pistir dokunma dediği kediler, köpekler ile oynuyor insanların kullandığı bardaklardan su içiyorum (eskiden hayatta yapamazdım). Hatta bir dönem kendimi kanıtlayabilmek için elimi yere sürüp sonra kafama sürdüğüm falan bile oldu. (Ama tahmin edebilecceğiniz gibi hiçbir sorun yaşamadım)

Bunları bilimsel olarak da kanıtlayabiliriz. Sterillik takıntısı olan şehirli insanların bağırsak floaralarının çok daha az zengin olduğunu buna rağmen nispeten daha az steril ortamda yaşayan kööylülerin çok daha zengin bir bağırsak florasına sahip olduğunu görebiliriz.

Veya daha ilginç bir bilgi vereyim mi ?

Kendisinden büyük bir abiye sahip olan ufak çocukların hayatlarının ilk döneminde otoimmün hastalık veya alerji yaşama oranları tek başına büyüyen çocuklara göre çok daha düşük. İşte bu istatistiğin gelişmesindeki önemli etkenlerden bir tanesi büyük abinin sayesinde çocuğun çok daha fazla bakteriye maruz kalmasından kaynaklanabilir. [ Kanıt ]

İhtiyacımız Olmadığı Halde İlaç Kullanıyoruz :

İnsanlar olarak anlamamız gereken bir şey var. O da ilaçların herkes için iyi olmadığı. Neden olduğunu bilmiyorum ama insanlar ilaçların sanki çay veya kola gibi bir şey olduğunu düşünüyor. Ama yanılıyorlar.

İlaçlar genel olarak bir hastalığı tedavi etmek için kullanılan ve çoğu zaman birden fazla yan etkisi olan çeşitli bileşiklerdir. Eğer gerçekten bu ilaçlara ihtiyacınız varsa onları kullandığınızda hayatınızı kurtarabilirsiniz. Ama eğer ona ihtiyacınız yoksa o ilacı kullandığınızda sadece yan etkilerini yaşarsınız. Ve birçoğumuz ihtiyacımız olmadığı halde bu ilaçları tüketiyoruz. Bunun en yaygın örneği antibiyotikler.

Antibiyotikler bağışıklık sistemimiz zayıfa kaldığında bize yardımcı olan harika ilaçlar ama bunların kötü bir özelliği var, kendileri öldürebilecekleri bakterileri seçmiyorlar. Bu yüzden vücudunuza girdiği anda ne var ne yok öldürüyorlar. Bunu şu şekilde düşünün. Kötü insanların olduğu bir şehirdeki kötü insanları yakalamak yerine o şehire direkt olarak atom bombası atıyoruz. Bu durumda, şehirdeki kötü insanlardan kurtuluyoruz ama o şehirde yaşayan birçok iyi insanı da öldürmüş oluyoruz. Antibiyotikleri kullanırken bunun farkında olabilmek oldukça önemli.

Çünkü yıllar içerisinde bu ilaçları o kadar pervasızca kullanmışız ki artık insanların bağırsaklarında bulunan belirli başlı bakteri türleri neredeyse yok olmuşlar. (Ne var bunda diyebilirsiniz ama bu tahmin ettiğinizden çok daha büyük bir sorun)

Bu arada gereksiz ilaç kullanımı sadece antibiyotikler ile alakalı değil. Aklınıza gelebilecek bütün ilaçlarda bu durum geçerli. Örneğin PPI’lere de bakarsanız benzer durumlar ile karşılacaksınız. Bu ilaçlar mide asidini bloke ettiği için uzun vadede bağırsak florasını bozabiliyor. Yapılan araştırmalarda

PPı ilaç kullanımı astım riskini ve [ Kanıt ] otoimmün hastalık riskini artırdığı bulunmuş. [ Kanıt ]

Tabii yukarıdaki bahsettiklerim zararların haricinde bu ilaçlar gerçekten reflü hastalarında kullanıldığında özofagustaki inflamasyonu azaltarak kanser riskini de azaltıyor.

Yani anlayacağınız bu ilaçlar bir yeri düzeltiyor ama çeşitli farklı sorunlara sebep olabiliyor. (Bu sadece modern ilaçlar ile ilgili bir sorun değil şifali bitkiler de bu prensiple çalışıyor. Çünkü hayattaki her şey bir değiş tokuştan ibaret. Burada önemli olan şey hastanın gerçekten bu tedaviye ihtiyacının olup olmadığının iyi bir şekilde belirlenebilmesi. Doğru hastada doğru ilaç hayat kurtarır, ama ihtiyacı olmayan birine verilen ilaç sadece daha fazla sorun yaratır.)

Daha Kirli Bir Havada Yaşıyoruz :

Kirli hava diyince birçoğunuz astım gibi solunum yolu problemlerinden bahsettiğimi düşüneceksiniz ama ben dikkatinizi daha farklı bir yere çekmek istiyorum. Çünkü araştırmalar hava kirliliğinin sonuçlarının sadece ciğerlerimiz ile sınırlı kalmadığını gösteriyor.

Örneğin yapılan bir araştırma hava kirliliğinin daha yoğun olduğu bölgelerde yaşayan insanların bağırsak floralarının çok daha farklı olduğunu buldu. [ Kanıt ]

Başka bir araştırma ise hava kirliliğinin insanlarda insülin direnci gelişimi ile pozitif bir ilişkisi olduğunu gösterdi. [ Kanıt , Kanıt 2]

Daha önce yazdığım bu yazıda insülin direncinin ne olduğunu ve yüksek insülin direncinin (kanser, otoimmün hastalıklar, yaşlanma, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarında ne denli artışlara sebep olduğunu detaylı bir şekilde anlatmıştım.)

İlaç Geliştirme İle İlgili Sorunlar :

İnsanlar ne yazık ki eşit yaratılmamış. Benim gibi bazı insanlar doğuştan bazı sağlık problemleri ile doğmuşuz ve bariz bir şekilde normal olabilmek için bazı ilaçlara ihtiyaç duyuyorum/duyuyoruz. Bunları kullanmadığımda gün içerisinde 30-40 kere hapşırıyor, nefes darlığı yaşıyorum, uzun süreli ishallere maruz kalıyorum, bağışıklık sistemim vücudumun çeşitli bölgelerine saldırarak ciddi bir inflamasyon oluşturuyor, vücuduma sürekli kramplar giriyor (günde 10 kere), uzun süreli kas ağrıları yaşıyorum. Böyle anlatınca çok ciddi gözükmediğinin farkındayım ama bundan birkaç sene kadar önce yatağımda yatıp ağladımı hatırlıyorum. Bu yüzden kimse çıkıp bana bütün insanlar eşit yaratılmış bıdı bıdısı yapmasın.

Bununla birlikte benim bu kadar fazla sorun yaşadığım bir dünyada isterdim ki benim sağlığım için çalışan doktor abilerim/ablalarım benim için bir şeyler yapsın ilaç sektörü bir şeyler geliştirsin ve beni iyileştirsin. Ama görüyorum ki onların beni iyileştirmekten çok daha farklı dertleri var.

En temelinde bu ilaç şirketlerinin (adı üzerinde şirket) birer şirket olduğunu unutmamak lazım. Bu şirketlerin yatırım almaları ve bir ilaç geliştirebilmek için ciddi anlamda para harcamaları gerekiyor ki bir ilaç geliştirebilsinler. Sonrasında ise bu ilacı birçok insana satabilmeleri gerekiyor ki bu sayede buraya yatırdıkları parayı çıkarsınlar. Bakın kar etsinler bile demiyorum. Yatırdıkları parayı çıkarsınlar.

Bundan dolayı bu şirketler benim gibi hastalar üzerinde araştırmalar yapıp ilaç geliştirmek yerine zayıflamak isteyen kadınlarda Ghrelini bloke edip onları zayıflatacak ilaçlar geliştirmeyi veya erkeklerin penislerini nasıl daha dik tutabilecekleri hakkında çalışmalar yapmayı daha çok seviyorlar.

“Viagra’ya ve meme slikonlarına yatırılan yatırım Alzheimere yapılan yatırımın 5 katıymış, dolayısı ile önümüzdeki 10 sene içerisinde iri göğüslü kadınlar ve dik cinsel organlı adamlar olacak ama ne için kullanacaklarını hatırlamayacaklar… [Link] “

Dürüst olmak gerekirse olaya onların perspektifinden baktığımızda onlar da haklı. Ama benim perspektifimden baktığınızda da ben haklıyım. Ben toplumda çok daha az görülen bir genetik kombinasyona sahibim diye kaderime terk edilmemeliyim. Ama ne yazık ki edildim.

Kök Sebebe Odaklanmamak :

Söz konusu tıp olduğunda sürekli aynı sözü duyuyorum. Tıptaki konuların %90’ı tartışmalıdır. Bu söz nispeten doğru. Şöyleki;

Bir şeker hastasını düşünelim. Yüksek bir şeker değeri var. Şimdi bu hastaya birden fazla tedavi verebiliriz. Örneğin;

  • Egzersiz yapmak
  • Daha düşük kalorili bir diyete yönlendirmek
  • Yiyecekleri ufak ufak bir sürü farklı öğüne bölmek
  • İnsülin vermek
  • AMPK aktivatörü vermek

İstersek yukarıdaki seçenekleri daha fazla artırabiliriz. Ama şimdilik bu kadar yeterli. Şimdi size soruyorum. Yukarıdaki seçeneklerin hepsi de hastanın şekerini düşürecek mi ? (Evet)

O zaman yukarıdaki seçeneklerin hepsi de doğru mu !

Hayır. Kesinlikle HAYIR.

Örneğin hastaya insülin verirsek, hastanın şekeri düşer ve bundan dolayı birçok sağlık riski azalır ama muhtemelen hastaya verdiğimiz insülin hastanın uzun vadede birçok farklı sağlık sorununa yakalanmasına sebep olur.

Veya hastanın diyetini ufak öğünlere bölsek muhtemelen bu seferde hasta uzun vadede çok daha düşük adipoenektin seviyelerine sahip olacak.

Yani her yöntemin uzun vadede bir getirisi artı götürüsü olacak. En iyi yöntem AMPK aktivatörü gibi görünse bile onun bile olumsuz yönleri var.

İşte buradaki en temel sorun genel olarak sağlık hizmetini veren doktorların bu tip hastalarda hastanın kök sebebine odaklanmamasından kaynaklanıyor. Eğer yukarıdaki hasta için bir DOĞRU kavramından bahsetmek istiyorsak öncelikle onun diyabet hastalığına neyin sebep olduğunu anlamalı ve onu düzeltmemiz gerekiyor.

Biraz daha açıklayacak olursam. Bende bir diyabet hastasıyım ve benim kök sebeplerim şunlardan kaynaklanıyor.

  • Düşük TGF-beta (Normal insanlardan daha düşük bir TGF-beta seviyelerine sahibim bundan dolayı TNF-a , IFN-γ ve sınıf I ve II MHC antijenlerinin artan ekspresyonunun eşlik ettiği benzersiz bir iltihaplanma yaşıyorum. Ve bu durum günün sonunda ciddi bir insülin direncine sebebiyet veriyor)
  • Gecikmiş mide boşalması (Midemin anormal şeklinden ötürü mide boşalmam ciddi anlamda gecikmiş bir durumda bundan ötürü daha düşük adiponektin ve daha yüksek insülin seviyelerine sahibim)
  • Oksitosin (Normal insanlarda olması gereken bu hormonun bende bulunmamasından ötürü hem insülin duyarlılığı hemde iltihaplanma konusunda çeşitli sorunlar yaşıyorum)

Ve dolaylı olarak benim gibi bir diyabet hastası için en ideal tedavinin öncelikle benim midemdeki yapısal bozukluğu gidermek. Sonrasında ise bende eksik olan hormonu ve düşük olan TGF-beta’yı verip birde otistik olmamdan ötürü aşırı aktif mTOR’umu inhübe ederek T hücrelerimi Treg olacak şekilde programlamak olması gerekiyor.

Eğer gerçekten DOĞRU TEDAVİDEN bahsediyorsak, o tedavi yukarıdaki tedavi ama ne yazık ki bu bilgiyi ezberlemek hiç bir işe yaramayacak çünkü bu kök sebep her bir insanda bambaşka sorunlardan ortaya çıkacaktır.

Bir İpte İki Cambaz Oynamaz :

Sağlıkta branşlaşma konusu o kadar ileri bir boyuta ulaştı ki artık neredeyse her organa ayrı bir doktor bakıyor. Söz konusu konuyu daha derinlemesine bilmek olduğunda bu harika bir şey ama sorun şu ki benim gibi hasta insanlar genellikle tek bir bölgesinden hasta olmuyorlar. Yukarıda da anlattım ama tekrar üstünden geçmek gerekirse ben;

Diyabet + Kalp + Hashimoto + Crohn + Mide + Folikülit + Hidradenitis Suppurativa + Alerjik Rinit + Astım + Otizm + Kas Ağrılar + Kramplar + Baş Dönmesi + Halsizlik + Ürolojik Sorunlar

Gibi birden çok sağlık sorununa aynı anda sahibim. Ve bunların herbirisi için ayrı doktorlara gitmek her birinin konuya sadece kendi kısıtlı bilgisi içerisinden bakabilmesini sağlıyor. Bu hastalıkların herbirisi için birer ilaç kullansam 15 çeşit ilaç yapıyor.

Buradaki temel sorun bu doktorların her birisinin olaya kendi ilgi alanı içerisinden bakması. Hastalıklarımın sebebini yukarıda anlattım. Yukarıdaki 15 farklı sağlık sorunumun neredeyse hepsi düşük TGF-beta, yamuk midem ve düşük oksitosinden kaynaklanıyor. Ve 2 ilaç + 1 ufak cerrahi işlem hayatımı kurtarabilir. Ama tahmin edebileceğiniz gibi ne bana bu ilaçları verebilecek bir doktor, ne de mide sorunumu düzeltebilecek bir cerrah bulabilmem neredeyse tamamen imkanız.

Çünkü herkes olaya sadece kendi ilgi alanının sınırları içerisinde bakıyor.

Bu tarz durumları anlatmak için hep şu örneği kullanırım.

Eski çağlarda bir savaşçı olduğunuzu düşünün. Dönemin en iyi kılıç ustalarından bir tanesisiniz ve önünüze çıkan herkesi rahatlıkla yeniyorsunuz. Çok hızlı düşünüyor ve çok kıvrak hareketler yapabiliyorsunuz.

Şimdi bu insanın bütün uzuvlarının kontrolünü 4 farklı kişiye verdiğimizi düşünün. Bir kişi sağ kolunu bir kişi sol kolunu diğer iki kişi ise ayaklarını kontrol edebilsin.

Sizce savaşçı bu durumda hala daha eski başarısını sergileyebilir mi ?

Muhtemelen kendisine gelen ilk darbede kendisi sağ kılıcı ile kendisini savunmaya çalışırken, sağ ayağı kontrol eden kişi de bu darbeyi gördüğü için kendisini savunmak adına kendisini bir adım geri atar, ama sol ayağı kontrol eden birey biraz daha agresif yapılı olduğundan gözünü kapatır ve bir adım ileri gider. Sol el ise nasıl olsa gelen darbe benim ilgi alanımda değil diyerek olanları izler.

Olan ise bizim kahramana olur.

Uzmanlaşma gerçekten çok önemli bir konu ama eğer bütün hastalıkların sebebi aynı yerden kaynaklanıyorsa o zaman daha bütüncül ve daha multidisipliner yaklaşımlara ihtiyacımız var.

Bunu Bende Anlamadım (???) :

Hasta olduğum dönemde sürekli olarak işittiğim bir söz vardı. Malesef yapabileceğim hiçbirşey yok. Bu sözü duymaktan o kadar fazla sıkılmıştım kendimi gerçekten yanlız ve çaresiz hissettiğim bir gün başıma bundan kötü ne gelebilir diyerek kendimce bir şeyler denemeye başladım ve o gün bugündür her gün bağışıklık sistemimi baskılayarak hayatıma devam ediyorum.

Emin olun bu süreç içerisinde bunu bırakmayı denedim ama bu kullandığım takviyeleri kullanmadığımda çok daha zayıf bir insan oluyorum ve bütün hastalıklarım geri dönüyor. Bu yüzden istesemde istemesemde bunu yapmaktan başka bir çarem kalmıyor.

Bu noktaya gelesiye kadar modern tıpta kullanılan birçok ilacı da denedim ama bunların hiçbirisi bana gerçek anlamda yardımcı olmadı. (metformin muhtemelen yardımcı olurdu ama bana bu ilaç kimse tarafından verilmedi)

Zaman içerisinde bağışıklık sistemimi baskılamak konusunda çok daha uzmanlaşmaya başladım. Her geçen gün yeni şeyler araştırıyor ve bulduğum yeni yöntemleri kendi üzerimde deniyordum. Ve bir gün Dr Michael Hamblin sayesinde çok ilginç bir şey buldum. Bu aletin adı LLLT yani Low Level Laser Therapy ve bu alet aklınıza gelebilecek birçok hastalığı inanılmaz düzeyde iyileştirebiliyor. Buna Hashimoto, Sedef, Tip1 Diyabet gibi otoimmün hastalıklar da dahil.

Okuyun lütfen, çok şaşıracaksınız : https://selfsaglik.com/lllt-nedir/

Ama neden olduğunu bilmediğim bir şekilde bu alet hakkında hiçbir türkçe içerik bulamıyorum. Ve tahmin edebileceğiniz gibi bu sağlık merkezi de bulamıyorum. Bırakın ülkemizi dünyada bile yok. Bu alet ortalama olarak 1960’lı yıllarda hayatımıza girmiş. Bu tarihte ben doğmamıştım, hatta bırakın beni benim annem babam bile doğmamıştı. Ve ben bu kadar eski bir aletin benim gibi hastalarda bir tedavi seçeneği olarak neden kullanılmadığını gerçekten çok merak ediyorum.

Çünkü 2002 yılında bulduğumuz ve benim gibi insanları iyileştirmeyen sadece semptomlarımı baskılayan TNF-alfa inhibitörlerini bir tedavi seçeneği olarak ben ve benim gibi hastalara sunarken LLLT neden hiçbir hasta üzerinde denenmemiş bunu gerçekten anlamıyorum.

Kabul ediyorum LLLT bütün insanlar için muhteşem bir tedavi değil ve belirli spesifik zararları var kanser riskini artırması gibi ama yine de BEN ve BENİM gibi insanlar için şu anda yeryüzündeki en iyi tedavi seçeneği olduğunu düşünüyorum.

Optimal ile Normal Arasındaki Fark :

Hasta olduğum zamanlarda bir pinpon topu gibi doktordan, doktora, hastaneden hastaneye gidip duruyordum. Bir sürü farklı branştan bir sürü doktor gördüm. Herkes bana farklı bir hastalık ismi verip benim kendisinin ilgi alanında olmadığımı söyleyerek başka bir branşa gönderdi. Oysaki benim bu süreç içerisinde ihtiyaç duyduğum tek şek şeker tahlilleriydi.

Gittiğim diğer branşlardaki doktorları saymazsak sadece 9 kere dahliye branşına gitmişim ve her seferinde yüksek çıkan tahlil sonuçlarımın o doktorlar tarafından bana sürekli olarak normal oldupunun söylenmesi ile karşılaştım.

  • Şekerin’de normal çıkmış canım.
  • Triglesirid’in normal
  • İnflamasyon değerlerinde bir şey çıkmamış

Ama sorun şu ki aslında bunların hiçbir tanesi normal değilmiş ! Ya da daha net bir tabir ile optimal değilmiş.

Hasta olduğum dönemlerde 120 civarında bir açlık şekerim vardı. İnsülin tahlilimi bilmiyorum çünkü kimse bakmadı.

Yine bu dönemde 150 üzeri Triglesirid değerlerine sahiptim ve dahiliye doktorum yine burada bir sorun görmedi.

Lakin ben bu değerleri birazcık düşürdüğümde genel sağlığımı inanılmaz bir ölçüde iyileştirebiliyorum. Zaten bütün olayda bundan kaynaklanıyor. Benim eski tahlillerim belkide gerçekten normal aralıklar içerisindeydi, ama bir gerçek var ki ben o tahliller ile uzun süre yaşamazdım.

Tıpkı açlık şekeri 100 üzeri çıkıp yüksek insülin direncine sahip insanların (kanser ve kardiyovasküler rahatsızlıklardan dolayı yaşıtlarından daha erken ölmeleri gibi)

Veya daha yüksek Triglisirid değerlerine sahip insanların daha düşük Triglisirid değerlerine sahip olan insanlardan daha erken ölmeleri gibi.

Yani diyorum ki NORMAL tanımını neye göre ve kime göre yapıyoruz. Bazen tahlillerimiz normal aralıklar içerisinde olabilir ama gerçekte optimal olmayabilir. Normal dediğimiz tahliller toplumdaki insanların büyük çoğunluğunda gördüğümüz sonuçlardan oluşur. Optimal dediğimiz tahliller ise sizin için en iyi olan ve sizin yaşam ömrünüzü uzatan tahlill sonuçlarından oluşur.

Dolayısı ile eğer insanları hastalıklardan uzaklaştırmak, onların daha iyi bir dünyada yaşamasını sağlamak istiyorsak insanların tahlillerini nasıl optimal aralıklara getirebileceklerini onlara öğretmemiz lazım.

Bunun için ise doktor abilerim/ablalarımın daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Hasta olduğum onca süreç içerisinde gittiğim tonla doktorun hiçbir tanesinden ne yazık ki bu konu ile alakalı tek bir öneri bile alamadım. Oysaki o doktorlardan bir tanesi bile bana

  • Egzersiz yap
  • Uyku düzenine dikkat et
  • Daha fazla balık eti tüket
  • Gün içerisinde bitki çayları iç
  • Aralıklı oruç tut
  • Sıgara alkol kullanıyormusun, eğer kullanıyorsan bırak

Gibi birkaç öneride bulunup bu süreçte bana yardımcı olmuş olsaydı muhtemelen ben o süreci çok daha iyi geçirmiş olacaktım. Günün sonunda hastalıklara o kadar fazla odaklanıyoruz ki en önemli amacımızın insanları hasta etmemek olduğunu unutuyoruz.

Unutmayın en iyi sağlık hizmeti en çok ilaç reçete eden, en çok muayene yapan, en çok ameliyat yapan veya en çok hasta kapasitesine sahip sağlık sistemi değildir.

En iyi Sağlık Sistemi en az sayıda insanın hasta olduğu sağlık sistemidir.


O kadar fazla maddeden bahsettim ki ana konuyu oldukça dağıttım. En son toplumdaki hastalık oranlarının neden arttığından bahsediyorduk. Yukarıdaki maddeler bütün sebepleri içermiyor ama en önemli sebeplere değindiğimi düşünüyorum. Bu sebeplerin her bir tanesi üzerinde tez yazılacak kadar derin konular. Fark ettiyseniz burada sadece sorunlardan bahsettim ve onların nedenlerini veya nasıl düzeltilebileceklerine dair hiçbir öneride bulunmadım. Dürüst olmak gerekirse yazı şu anda bile fazlası ile uzun oldu ve insanlar genellikle bu kadar derinlemesine yazılmış içerikleri okumuyorlar. Bu yüzden bunlardan başka bir makalede bahsetmeyi düşünüyorum.

Umarım bu makaleyi neden kaleme aldığımı anlayabilir ve hayatınız boyunca ufacık bir katkı da yapacak olsanız dünyayı ve geleceği daha iyi bir yer yapmak için bir şeyler yapmaya başlarsınız (doktorsanız ilk yapacağınız şey hangi branş olduğunuz fark etmeksizin insülin tahlili yapmak olsun).

Bu makeleyi kendim de bir hasta olduğum için yazdım. Aksi takdirde buradaki konuların hiçbirisini zerre umursamıyordum. Ama insanın kendi başına bazı şeyler geldiğinde kafası daha iyi dank ediyor.

Bütün insanlık olarak sorunları çözmek yerine onları sadece halının altına süpürüyoruz. İşler çok daha kötüye gitmeden bu alışkanlığımızı önce fark etmeli, sonrasında ise gelecek nesillerimizin çok daha iyi ve sağlıklı yaşayabileceği bir dünya inşa etmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Aksi takdirde kendi ellerimiz ile kendi sonumuzu hazırlayacağız.

Mustafa Aydın
Yanlız ve çaresiz olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu dünyada başka hiç bir insanın yanlız ve çaresiz hissetmesini istemiyorum.

Son Makaleler

Sigaranın Zararları (Bilimsel Kanıtları İle)

1920'li yıllardan itibaren bilim adamları ve doktorlar sigarayı çeşitli hastalıklar ile ilişkilendiriyorlar. Araştırmacılar, sigara içmenin kanser , kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kalp hastalığı , IQ'da düşüş , erken yaşlanma ( saç dökülmesi de dahil...

Neden Daha Fazla Doktor Yetiştirmemize Rağmen Daha Çok Hasta Oluyoruz !

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle sağlığın nasıl üretilebileceğinden bahsetmem gerekiyor. Öncelikle konu sağlık veya başka bir şey olsun, iktisadi olarak eğer bir şey...

Neden Hergün 42 Farklı Takviye Kullanıyorum !

Deli değilim ! Mantıklı bir açıklamam var. Hali hazırdaki tıp literatürü beni iyileştirebilmek için yetersiz kaldığında başıma daha kötü ne gelebilir ki diyerek yenilikçi bilimsel...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir